MENÜ
Uzm. Kl. Psikolog - Nazlı Akay Yazar Hakkında
Yas
1267

Herkes, çocuklar bile, hayatları boyunca sevdikleri kişilerin, yerlerin, eşyaların kaybını yaşar. Bildiğimiz, bazı kayıpların insan hayatını derinden etkileyebileceğidir. Hayatımıza kattığımız, sevgimizi verdiğimiz her şey bizim bir parçamız olur ve kaybı bizde derin izler bırakır. Bir çocuğun asla o olmadan uyuyamayacağı battaniyesini kaybetmesinden tutun da boşanmalara, taşınmalara, ayrılıklara ve ölüme kadar çoğu büyük hayat olayı bir kayıp içerir.

Kayıp, bir boşluk yaratır. Kişinin hayat rutini, kendini tanımlayışı değişir. Daha da önemlisi, kaybedilen kişi ya da şeyin kişinin hayatında üstlendiği rol boşta kalır. Örneğin, annesini kaybeden bir kişi, yoğun sevgi ve şefkat aldığı anne-evlat ilişkisini de kaybeder. İnsanların kayıp ardından yaşadığı bu değişimlere verdiği tepkiye yas diyoruz.

Yas tutmak zordur; insana bolca vakit ve enerji harcatır. Üstelik zihnen ve ruhen siz farkında olmasanız da sürekli kaybınız ile meşgul olursunuz. Aklınıza sürekli anılar, çağrışımlar hücum eder ve bunu durdurmak pek mümkün olmaz. Bu nedenle yas dönemindeki insanlar çoğunlukla yorgun, bitkin ve coşkusuz hissederler. Zihinleri sürekli meşgul olduğu için tam anlamıyla dinlenemezler de: uykuya dalmakta ve uykuda kalmakta zorlanabilir, rüyalarında sürekli kaybettikleri kişiyi/şeyi görebilirler. Var olan enerjilerini yeni bir şeye atılmak için kullanmak istemezler, yaptıklarından da tam anlamıyla zevk alamazlar.

Kötü haber: Yas sürecini aşmanın tek yolu onunla yüzleşmektir. Ancak ve ancak yaşadığı kaybın ondaki etkilerini tamamıyla yaşayan ve özümseyen biri hayatına daha mutlu ve umutlu olarak devam edebilir.

Bazı insanlar ise yasın yarattığı bu karmaşa ile yüzleşmek yerine onunla başka şekillerde başa çıkmayı seçer. Psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross 1969’da farklı başa çıkma şekillerinin aslında yas sürecinin bir parçası olduğunu ve yas sürecinin aşama aşama ilerlediğini fark eder. Aşamaların belli bir sırası olmasa da ve tüm aşamalar her zaman görülmese de Kübler-Ross modeli yasın anlaşılabilmesi adına önemli bir adımdır.

Kübler-Ross’un aşamalarının ilki ve kuşkusuz yasla en az teması içereni inkardır. İnkara başvuran kişi, üzüntüsünü bilinçaltının derinliklerine iter. Çünkü henüz karşılaştığı şoke edici durumu kabullenmeye hazır değildir. Onu çevresindeki insanlara yaşadıklarından çok da etkilenmediğini söylerken ya da tam tersine hiçbir şey olmamış, kayıp gerçekleşmemiş gibi davranırken bulabilirsiniz. İnkar bazen öyle boyutlara ulaşır ki, örneğin, uzun süreli bir ilişkiden yeni çıkan biri anında yeni bir ilişkiye başlayabilir, hatta bu yeni ilişkiyi yıldırım hızıyla evliliğe götürebilir. Oysa inkar eden kişi sadece yaşaması gerekenleri ertelemektedir. Çoğu zaman kişi inkarının farkında olmaz. O hayatına devam etmektedir. Ancak bir gün inkar ederek hayatın devam etmeyeceğini anlamasına sebep olacak bir olay ya da durum yaşar. Bu noktada yeni aşamaya geçer.

İkinci aşama öfkedir. Artık yaşadığı kayıp kişinin önündedir ve onu görmemesi imkansızdır. Yaşadığı duyguların ağırlığı kişiyi kaybettiği kişi ya da şeye yönelik yoğun bir öfkeye götürür. Kişinin algısı, başına gelenlerin aslında olmaması gerektiği ve durumun tek suçlusunun kaybedilen kişi/şey olduğu şeklindedir. Örneğin, bir evlat kalp krizinden ölen ebeveynini yeterince sağlıklı beslenmemekle ve bu yüzden bencillik yapmakla suçlayabilir. Bu aşamada yas sürecindeki kişi hala tam anlamıyla içine bakmamakta, yasın getirdiği duygulardan sadece öfkeyi yaşamak için kendisine izin vermektedir.

Üçüncü aşama öfkenin de artık yavaş yavaş dindiği aşamadır. Kişi öfke duymanın da onu bir yere götürmediğini, dahası, kaybedileni geri getirmediğini anlar ve bu sefer daha işlevsel bir başa çıkma yoluna sapar: Kaybedileni neyin geri getirebileceğini bulmaya çalışır. Bu aşamaya pazarlık aşaması da denir. Anne ve babası ayrılmış olan bir çocuğun yeniden bir araya gelmeleri için “uslu” davranmaya çalışması bu aşamayı örnekleyebilir. Problem olduğu kabullenilmiştir artık, ama yas sürecindeki kişinin eskiye dönme konusunda bir umudu vardır. Bu umudun sönmesiyle dördüncü aşamaya geçilir.

Dördüncü aşama, aslında yasın tam anlamıyla kendini gösterdiği aşamadır. Kişi kaybının ve durumu geri döndüremeyeceğinin tamamen farkındadır. Yaşadığı çaresizlik onu depresyon benzeri semptomlar göstermeye iter. Ağlama krizleri, uykusuzluk/aşırı uykululuk, tahammülsüzlük, bitkinlik, hayattan zevk almakta zorluk, iştahsızlık/aşırı yeme bu süreçte görülebilir.

Beşinci ve son aşama ise kabuldür. Kişi bu aşamada artık kaybının farkındadır ve onu tam anlamıyla kabullenmiştir. Bu aşamaya gelmek kişinin kaybedileni tamamen unuttuğu veya tüm hislerinden arındığı anlamına gelmez. Bilakis, kişi kaybını hiçbir zaman tamamen unutmaz. Ancak kayıp ve ardından gelen yas bu aşamada dönüşür ve kişinin kaybını onore ederek hayatına geri dönmesini sağlar. Diğer bir deyişle yaşanan kayıp, zamanın da etkisiyle hayatı sekteye uğratan bir olay olmaktan çıkıp herhangi bir hayat olayına dönüşür.

Eğer siz de bir kayıp yaşadıysanız, kendinize sorun: Kaybımın yasını tutuyor muyum? Kaybımdan sonra hayatımda neler değişti? Ben değiştim mi? Bu soruların cevabı, bu yazıyla birlikte, nerede durduğunuza dair bilgilendirici olacak. Eğer kaybınızın üstünden 6 aydan fazla bir zaman geçmişse ve siz bu aşamalardan beşincisi hariç herhangi birinde olduğunuzu görüyorsanız psikolojik destek almak size yardımcı olabilir.

 
Uzman Klinik Psikolog Nazlı Akay
Uzm. Kl. Psikolog - Nazlı Akay