MENÜ
Uzm. Kl. Psikolog Nazlı Akay Yazar Hakkında
Çocuğunuzun Zekasını Nasıl Bilirdiniz? - 1
167

 

Zeka büyük mesele. Daha bebeklik çağından itibaren çocukların zeka becerilerini geliştirmek adına pek çok oyuncak var piyasada. Tabii zeka geliştirme sektörü oyuncaklarla bitmiyor. Bu yazının okurlarının arasında eminim ki çocuğu okul, hastane aracılığıyla zeka testinden geçmiş ebeveynler var.

 

İyi de ne demek bu zeka? Zeka ölçerken ve geliştirirken tam olarak ne yapıyoruz? Zeki bir çocuktan bahsederken, ya da bir çocuk için “Pek de zeki değil” derken neyi kastediyor, nasıl bir etki yaratıyoruz?

 

Zeka kavramı ortaya bundan yüzlerce, hatta binlerce yıl önce atılsa da, araştırılabilir ve ölçülebilir bir yapı olarak incelenmesi geçtiğimiz yüzyılın başlarında mümkün olmuş. Zekanın insan bilişinin özünde yatan tek bir beceri mi yoksa farklı becerilerin bütünü mü olduğu ise hala tartışılıyor. Spearman, zekayı belirleyenin g adını verdiği bir tek faktör olduğunu ileri sürmüş. Bu, insan zekasının her ihtiyaca cevap veren temel bir yetenek olduğu demek. O yetenek sizde yoksa, bitti.

 

Thomson ise tam tersine zekayı belirleyen birden fazla faktör olduğunu savunmuş. Bu yoldan ilerleyen Gardner, insan zekasının birden fazla yetenekten oluştuğunu ve hepimizin bu yeteneklerden bazısında iyi, bazısında kötü, bazısında ise ortalama düzeyde olduğumuzu savunmuş. Bu yol ile neden bazılarımızın sporda, bazılarımızın ise matematik gerektiren alanlarda daha başarılı olduğunu açıklamayı amaçlamış. Zekayı açıklarken birden fazla alt faktör olduğunu savunan kişilerden biri de Sternberg. Onun sınıflamasına göre ise üç zeka faktörü var. Birincisinde başarılı olmak durumları iyi analiz edebilmeyi getiriyor. Zeka testlerinin çoğunlukla ölçtüğü beceri bu.  İkincisinde başarı, yüksek yaratıcılık demek. Üçüncüsü ise yüksek uyum sağlama ve pratik beceriler getiriyor. Sternberg bu teorisiyle, neden bazı insanların okulda başarısız ama hayatta başarılı olduğunu açıklıyor: Çünkü çoğu eğitim sistemi birinci faktöre yükleniyor. Buradan yola çıkarak, birçok eğitim sistemi gibi, Türk eğitim sisteminin de zekayı yeterli bütünlükle değerlendiremediğini, bu nedenle bugün “zeka” diye bahsettiğimiz şeyin başarıyı sağlayacak tek etken olmadığını tartışabiliriz.

 

Bu tartışmaya bir de ailelerin ve öğretmenlerin beklentilerini eklersem kendimi daha net anlatmış olacağım. Zeka kadar, zeka konusundaki algılarımız da çocukları şekillendiriyor. Rosenthal ve Jacobson, 60’lı yıllarda çocuk gelişimi için önemli öğretilere neden olacak bir çalışma yaptılar. Bir ilkokul seçtiler ve öğrencilere zeka testi uyguladılar. Ancak bu testin gerçek sonuçları öğretmenlerle paylaşılmadı. Bunun yerine, araştırmacılar rastgele şekilde okuldaki öğrencilerin beşte birini seçtiler ve öğretmenlere bu çocukların önümüzdeki sene atılım yapacağını ve başarılı olacağını söylediler.  Sene sonunda rastgele seçilip öğretmenlere adı verilen çocuklar diğerlerine göre aynı zeka testinde daha çok ilerleme kaydetmişti! Diğer bir deyişle, öğretmenlerde yaratılan beklenti, çocukların başarısını olumlu yönde etkilemişti. Türk kültüründe çok kullanılan bir sözle özet yapayım: Birine kırk kere “aptal” dersen aptal olur!

 

O zaman, bitirirken sormak istediğim soru şu: Zeka bir beklentiyle bile değişebilen, birçok faktöre bağlı bir kavramken çocuğumuzun “zeka”sına dair neler söyleyebiliriz?

 

Bir sonraki yazımda tam da bu noktadan devam edeceğim.

 

Uzman Klinik Psikolog Nazlı Akay

Uzm. Kl. Psikolog Nazlı Akay