Psk. Danışman Yelda Arslan
Issız Adamların Bir Suçu Yok!
1738

 

 

Sizinle paylaşmak istediğim konu hamilelik süreciyle başlayıp bir ömür üzerimizde etkisi olduğu düşünülen “Güvenli Bağlanma” süreci. Hani derler ya güven duygusunun temelleri bebeklik döneminde anne ile bebek arasında kurulan ilişki ile atılır, işte bu yazı ile tam da vurgu yapmak istediğim bu.

 

                İki anne adayı düşünelim; biri anne olmayı çok istediği gibi, çocuk sahibi olmaya da her bakımdan kendisini hazırlamış. Diğeri ise çocuk sahibi olmaya henüz hazır değil, belki de hiç istemiyor. Hatta senaryoyu daha da ileri götürelim çocuğunu düşürmek için teşebbüste bile bulunuyor... Bir de anne ile “bir hissedilen” hamilelik sürecinde bu bebeklerin nasıl etkilenebileceklerini hayal etmeye çalışalım. İstenen, kabul gören, dünyaya geleceği gün dört gözle beklenen bir bebek ne kadar da şanslıdır... İş bununla da bitse iyi, bir de olayın doğum sonrası var! Alt üst olan hormon dengesi ile mücadele etmek, iki kişilik aile sisteminden üç kişilik aileye adapte olma telaşı zaten yeterince zorludur. Bir de 9 ay boyunca kaldığı korunaklı ortamdan bir sürü uyaranın bulunduğu dünyaya uyum sağlama sürecinde bebeklerin ebeveynlerinin kolu kanadı altında olmaya, ihtiyaçlarının zamanında giderilmesine ve “seviliyorum” duygusunu hissetmeye ihtiyaçları vardır. Ancak ne yazık ki her bebeğin bu temel ihtiyacı yeterli düzeyde karşılanmaz :(. Geçen yıl katıldığım bir eğitimde Güney Afrikalı eğitmenimiz “bebekleri büyüten emdikleri süt değil, emzirme sürecinde annenin bebeği ile kurduğu göz teması, ona aktardığı sevgidir” demişti. Bana çok anlamlı gelmişti bu söylem.

 

                Konuyu hep anne üzerinden işledim, baba ile bir bağlanma söz konusu değil mi diyeceksiniz? Elbette baba ile de bir bağlanma süreci gerçekleşiyor ancak dolaylı. Hamilelik boyunca eşine destek olan, doğumdan sonraki özellikle ilk yılda eşiyle ilişkisinde ilgisini, sevgisini eksik etmeyen, çocuğunun yanında olan, ona zaman ayıran ve onu önemsediğini hissettiren babalarla da sağlıklı bağlanma gerçekleşiyor. Bu konuda çocuğa verilen emek kadar eşle ilişkiye de yatırım yapmanın öneminin altını çizmek istiyorum.

 

Güvenli ya da güvensiz bağlanmanın gelecekteki yaşamımıza nasıl bir etkisi var?

 

                Yapılan araştırmalar gösteriyor ki bebeklik döneminde sağlıklı bağlanmayı deneyimlemiş çocuklar daha sosyal, özgüvenli ve akademik dünyada da genelde daha başarılılar. Nedeni, bebeklik döneminde ebeveyni ile yaşadığı “ben sevilmeye değerim” duygusunu diğer tüm ilişkilerine de transfer etmeleri.

 

               Ergenlik dönemine baktığımızda da, her ne kadar akranlarla ilişkiler kuvvetlenip ebeveyn ile araya mesafe konsa da (çünkü ebeveyn algısı “güvenli üs” konumundan “sınırlayan üs” konumuna geçer), ihtiyaç duyduğunda her zaman desteğe hazır ebeveynlere sahip olmanın verdiği güvene paha biçilemez. Bu dönemde güvenli bağlanma gerçekleştirememiş ergenlerin özellikle akran ilişkilerinde sorun olduğu, yenilik ve değişikliklere uyum sağlamada zorlandıkları gözlemlenmektedir. Benlik algıları da genelde daha düşüktür.

 

               Yetişkinlik dönemine de bakacak olursak; bebeklikte anne ile güvenli bağlanma gerçekleşmemişse, şeytanın bacağı kırılıp diğer bağlanma nesneleri (diğer yetişkinler, akranlar) ile de bağ kurulamamışsa ortaya “Issız Adamlar ve Kadınlar” çıkıyor maalesef. Enerjinin işe odaklanması, günlük yaşanan ilişkiler, alkol ve madde kullanımında yaygınlık vb…

 

               Diyeceğim odur ki hamile kalmadan önce hazır olmak, mucizeyi kucağınıza aldığınızda gözünüzle, dokunuşlarınızla, sesinizle, tüm benliğinizle onu kabul etmek daha da başka mucizelere vesile oluyor. Dünyaya getirdiğimiz yavrularımızın beslenmek ve uyumak kadar önemli olan sevilme, kabul görme ihtiyaçlarını karşılamak ve gelecek nesilleri ıssızlaştırmamak elimizde…

 

Psi. Dan. Yelda ARSLAN

Psk. Danışman Yelda Arslan