MENÜ
Uzm. Kl. Psikolog Nazlı Akay Yazar Hakkında
Keşke...
6348

Herkesin olmuştur “ah keşke” dediği bir anı. Mesela hepimizin başına gelmiştir; birdenbire aklımıza önceden yaşadığımız bir tartışmada verilecek güzel bir cevap gelir. O sırada o cevap nasıl da aklımıza gelmedi diye vahlanırız. Peki ya keşkeler çoğalırsa? Öyle geçmişe saplansanız ki uykuya dalmanıza engel olsa? Berbat, değersiz hissetmenize sebep olsa? Karar almaya korkmaya başlasanız?

 

Hepsi olası. Bir süredir Amerika’da bir grup, "sık keşke diyen", diğer bir deyişle geçmişe takılıp kalan kişileri araştırıyor. Bu bilim insanları, araştırmalar sonucu bunun bir kişilik özelliği olarak görülebileceğini ortaya koydular, adına ise “ruminative response style” dediler.

 

Rumination İngilizce ve çift anlamlı bir sözcük. İlk anlamı geviş getirme, ikinci anlamı ise uzunca ve derinlemesine düşünme. İki anlam da bahsettiğimiz kişilik özelliği için kullanılabilir. Geviş getirmek, hayvanın yediği ve yuttuğu besini daha iyi sindirebilmek için başka bir zaman ağzına getirerek yeniden çiğnemesi değil midir? Ruminatif (Türkçe tek kelimelik bir karşılık bulamadığım için ruminatif olarak kullanmayı tercih edeceğim) insanlar da, bir olay yaşadıklarında kelimenin ilk anlamındaki gibi geviş getiriyorlar aslında. Diğer bir deyişle, olay yaşandıktan çok sonra bile yaşadıkları olumsuz olayı sürekli akıllarına getirip içlerine sindirmeye çalışıyorlar. Genelde bu olumsuza saplanma hali kişilerin rızası dışında gerçekleşiyor ve kişiler yaşanan olayın ya da akıllarına gelen olumsuzluğun anlamını dahi sorguluyor. Kelimenin ikinci anlamı da böylece kendini gösteriyor: Ruminasyona eğilimli kişiler çok derin düşünüyorlar, olayı ya da durumu olabildiğince derin ele alıyorlar. Günlük hayatta kullandığımız “ıncık cıncık etme” deyimi tam da ruminatif kişilere uygun.

 

Olayları yeniden değerlendirmek, hatalarımızı görmek ya da olduğu anda şaşkınlıkla karşıladığımız ve tam oturmayan olayları yeniden değerlendirmek için bir fırsat olması neden kötü olsun ki? Ama ruminasyon bu kadar masum değil. Her ne kadar “doğal” ve mantıklı görünse de, ruminatif düşünce kişiye zarar veriyor. Her şeyden önce, kişilerin olumsuz olaylara takılıp kalmasına sebep olduğu için olumsuz duygular yaratıyor. Bu olumsuz duygular, insanın sürekli kendi hatasını buluyor olması nedeniyle suçluluk ve yetersizlik düşüncelerine neden oluyor. Bu unsurlar bir araya gelerek depresyona, sürekli hata yapıyor olma hissi kaygıya neden oluyor; ya da kişi zaten depresif ya da kaygılıysa şiddetini arttırıyor.

 

Araştırmalar, ruminatif kişilerin depresyona daha yatkın olduğunu söylüyor. Diğer bir deyişle, yaşadığınız olumsuzlukların üzerine ne kadar sık ve detaylı düşünürseniz depresyona girme ihtimaliniz o kadar yüksek. Depresyon kadar güçlü olmasa da, ruminatif düşünce ve kaygı seviyeleri arasında da benzer bir ilişki var: Ruminatif kişiler kaygılarını da büyütüyorlar.

 

Ne yapmalı? Her konuda olduğu gibi olumsuzluklara da çok fazla saplanmamak gerekiyor. Belli bir noktaya kadar yaşantıları analiz etmek, yukarıda da bahsettiğimiz gibi güzel bir şey; ama azı karar, çoğu zarar. Hayatımızda dengeyi kurabilmek için dengeli olmak lazım. Nasıl sağlıklı yaşamak için dengeli beslenmek gerekse, ruhumuzu da olumlu ve olumsuz yaşantılar, duygular ve düşüncelerle dengeli beslememiz gerek ki sağlıklı olalım.

 

Bir cümleye sığdırmak gerekirse, ne kadar gözyaşı, bir o kadar da kahkaha. Bunun iki yolu var. Birincisi, üzücü, sıkıcı anılar kadar neşeli, heyecanlı anılar yaratın. Şu sıralar hayatınızda sevinilesi pek şey yokmuş gibi gelebilir, “yaratın” dememin sebebi tam da bu. Kendinizi en iyi siz tanırsınız. Zor zamanlarınızda sizi mutlu eden şeyleri hatırlayın ve onlara yönelin. Ancak bahsettiğim, yemek gibi hızlıca tüketilecek bir şey yerine sahilde koşu yapmak, yapboz yapmak gibi zaman alan ve aşırısında sağlığınızı bozmayan şeyler olmalı. Sevdiğiniz insanların yanında olmak da iyi gelebilir. Bütün bu aktivitelerin bir başka ortak yanı zihninizi meşgul ettikleri için sizi saplantılı olumsuzluktan koruyor olmasıdır.

 

İkinci kendini koruma yöntemi ise düşünce yapımızı değiştirmektir. “Keşke”lerinizin hiç değilse bir kısmını “iyi ki”lerle değiştirin. Değiştiremiyorsanız her “keşke”nin yanına bir “iyi ki” yerleştirin. Sizin olmayanlar kadar olanlara, yapamadıklarınız kadar yapabildiklerinize, başaramadıklarınız kadar başarılı olduklarınıza önem verin. En azından deneyin. Daha iyi gelecek.

 

Yukarıda da bahsettiğim gibi, ruminasyon bir kişilik eğilimi, ama bütün kişilik özellikleri için geçerli olan temel kural ruminasyonda da geçerli: Kişilik kader değildir. Kendinizi keşfettikten sonra ruminatif düşüncelerinizi kontrol altında tutabilir, kendinizi depresyondan ve kaygı bozukluklarından koruyabilirsiniz.

 

 

Uzman Klinik Psikolog Nazlı Akay

 

Uzm. Kl. Psikolog Nazlı Akay